--> Herhangi Bir Hikaye
Results 1 to 7 of 7

Herhangi Bir Hikaye

Bu sayfada Off Topic kategorisindeki Güncel forumunda Herhangi Bir Hikaye başlıklı konu tartışılıyor; Fizik Sınavı Bu soru Kopenhagen’daki bir Üniversitenin fizik sınavından alınmıştır,"Bir gökdelenin yüksekliğini barometre ile nasıl bulursunuz?"anlatınız. "Öğrencilerden birinin cevabi: "Barometrenin ...

  1. #1
    V.I.Member Sparkie Avatar
    Katılım tarihi
    16.08.2002
    Nereden
    İstanbul
    Mesaj
    1.110
    Like
    1 defa

    Herhangi Bir Hikaye

    Fizik Sınavı

    Bu soru Kopenhagen’daki bir Üniversitenin fizik
    sınavından alınmıştır,"Bir gökdelenin yüksekliğini
    barometre ile nasıl
    bulursunuz?"anlatınız.

    "Öğrencilerden birinin cevabi:
    "Barometrenin ucuna bir ip bağlarsınız.sonra
    gökdelenin tepesinden asıp sallarsınız. Barometre yere
    değdiğinde ipin boyuyla barometrenin boyunun toplamı
    gökdelenin yüksekliğini verecektir."Bu oldukça
    orijinal cevap hocayı çileden çıkartmaya yetti ve
    öğrenci derste kaldı. öğrenci cevabinin doğruluğu
    konusunda itirazda bulundu ve Üniversite durumu çözmek
    için başka bir hoca gönderdi. Bu noktada öğrenci
    hakkında ne düşünürdünüz? Sizin kararınız ne olurdu?
    Çocuk kalmalı mi geçmeli mi ?Yeni hoca, cevabin
    aslında doğru olduğuna fakat kayda değer bir fizik
    bilgisinin varlığını göstermediğine karar verdi.
    Sorunu çözmek üzere ;Öğrencinin en azından asgari bir
    temel fizik bilgisi olup olmadığınıanlamak için ona
    altı dakika vererek sorunun sözlü cevabini vermesi
    kararını aldı. İlk beş dakika genç sessizliğe gömüldü.
    Alnı düşünceden kırış kırış olmuştu.Hoca zamanın
    tükenmekte olduğunu hatırlattığında genç
    çeşitlicevaplarının olduğunu fakat hangisini
    kullanacağına karar veremediğini söyledi. Tekrar acele
    etmesi tavsiye edilince genç söyle cevapladı:"İlk
    olarak, barometreyi gökdelenin tepesine çıkartıp
    kenarından aşağıbırakıp yere inene kadar gecen sureyi
    ölçersiniz. Binanın yüksekliği(H=0.5x g x t kare)
    formülü uygulanarak hesaplanabilir. Fakat barometre
    için kotu bir secim..."

    "Veya güneş parlıyorsa, barometrenin yüksekliğini
    ölçersiniz. Sonraonu bir yere dikip gölge uzunluğunu
    ve sonra da gökdelenin gölge uzunluğunu
    ölçebilirsiniz. Bundan sonrası basit bir orantıyı
    çözmek olacaktır""Fakat bu konuda gök bilimsel bir
    cevap istiyorsanız barometreninucuna bir sicim
    bağlayıp onu bir sarkaç gibi sallandırabilirsiniz;
    önce yer seviyesinde daha sonra da gökdelenin
    tepesinde. yüksekliği T=2pi kare kök (I/g)formülündeki
    farktan yararlanarak bulabilirsiniz.""Yahut da
    gökdelenin dışarısında bir yangın çıkış merdiveni
    varsa barometreyi bir cetvel gibi kullanarak yukarıya
    çıkarken gökdelenin boyunubarometre yüksekliği
    biriminden sayıp bunları toplayabilirsiniz.""Eğer ille
    de SIKICI ve Ortodoks olmak istiyorsanız, tabii
    kibarometre ile gökdelenin tepesindeki ve yer
    seviyesindeki basıncı ölçer milibar cinsinden çıkan
    farkı feet'e çevirebilirsiniz ve yüksekliği
    bulursunuz."

    "Ancak bizler daima zihnin bağımsızlığı ve bilimsel
    metotlar kullanmakonusunda teşvik edildiğimiz içindir
    ki en iyi yol şüphesiz hademeninkapısını çalmak ve
    yeni bir barometre isteyip istemediğini sorarak
    gökdelenin yüksekliğini söylemesi durumunda ona bu
    barometreyivereceğimizi söylemek olurdu."Simdi genci
    dinledikten sonra hala ayni şeyi mi düşünüyorsunuz
    ?geçmeli mi kalmalı mi ?

    Öğrencinin adi : Niels Bohr, Fizik'te nobel ödülü
    kazanan tek Danimarkalı

  2. #2
    hARDWAREMANIAC lulali Avatar
    Katılım tarihi
    07.12.2003
    Nereden
    İstanbul
    Mesaj
    2.829
    Like
    6 defa
    bu gerçek mi taw hikayeyi biliyodum da adamın bohr olduğunu hiç duymamıştım

  3. #3
    V.I.Member Sparkie Avatar
    Katılım tarihi
    16.08.2002
    Nereden
    İstanbul
    Mesaj
    1.110
    Like
    1 defa

    Herhangi Bir Hikaye-2

    DOST

    Cok samimi iki dost arkadaslardi.Fakat birtanesi cok kurnaz atilgan ve hareketli,digeri ise cok saf,dürüst ve sesizdi.
    Bir gün kurnaz olan arkadas diger arkadasin yanina giderek islerinin bozuldugunu söyler ve kendisinden para ister.Samimi dostu onu hic kiramaz ve elindeki bütün parayi arkadasina verir arkadasi bu parayla islerini düzeltir.
    Bür süre sonra kurnaz olan yine arkadasinin yanina gider ve arkadasinin evlenmek üzere oldugu nisanlisini cok begendigini ve kendisine vermesini ister.
    Arkadasi cok sasirir ne diyecegini bilmez,fakat aralarinda o kadar kuvetli bir sevgi vardiki arkadasina hayir diyemez,nisanlisini arkadasina verir.
    Zaman icinde saf olanin isleri bozulur ve birden arkadasi aklina gelir(ben ona SIKISTIGINDA iylik yapmistim diyerek)arkadasinin is yerine gider ve kendisine calismasi icin is vermesini ister.Arkadasi ona is vermez.
    Bizimki pismanlik ve üzüntü icinde geri döner ama yinede arkadasina kizamaz.
    Bir gün sokakda dolasirken yanina hasta ve yasli adam yaklasir,fakir oldugu icin ilac alamadigini söyler.Bizimki yasli adamcagiza acir istedigi ilaclari alir ve adama verir.
    Kisa bir süre sonra yasli adamin öldügünü duyar yasli adam cok zengindir ve bütün mirasini kendisine birakmistir.
    Saf adam artik zengindir.Birazda sevdigi dostuna olan kirginligiyla dostunun is yerinin karsisinada bir ev alir ve oraya yerlesir.
    Bir gün evinin kapisini dilenci bir kadin calar.Yasli kadin cok ac oldugunu kendisine yemek vermesini ister.Bizim saf hic düsünmeden kadini iceri alir karnini doyurur,kimsesi olmadigini ögrendigi kadina: kendisininde yanliz oldugunu söyler ve bu evde birlikte yasiyalim sen evin islerini ve yemeklerini yaparsin der,yasli kadin hic düsünmeden kabul eder.
    Bir süre sonra yasli kadin bizimkine,kendine uygun bir kiz bulup evlenmesini söyler,bizimkisi böyle bir kizi nasil bulacagini,kendisinin tanidigi olmadigini söyler.Yasli kadin ona uygun bir kiz tanidigini ve kendisiyle görüstüre bilecegini söyler.Görüsmeler sonucunda evlenmeye karar verilir ve dügün davetiyeleri basilir.
    Bizimkisi kirgin oldugu halde cok samimi dostunu yinede unutmamistir.Birazda geldigi konumu görmesi acisindan samimi arkadasinida davetiye gönderir.
    Dügün günü gelir catar.Saf adam dügün salonunda birseyler söylemek istegiyle mikrofonu alir ve baslar yasadiklarini anlatmaya:
    ´Eskiden cok sevdigim bir dostum vardi.Bir gün isleri bozulunca benden borc para istedi elimdeki bütün parayi verd im,evlenmek üzere oldugum nisanlimi cok begendigini söyleyerek benden istedi.Cok üzülerek onuda kendisine verdim.Cünkü biz gercek dosttuk onun üzülmesini istemedim.Islerim bozuldugunda onun fabrikasina gittim ve calismak icin kendisinden is istedim.
    Bana is vermedi,cok üzüldüm ama yinede arkadasima kizmiyorum cünkü biz gercek dosttuk.´
    Bu konusma üzerine kurnaz olan arkadasi daha fazla dayanamaz mikrofonu elline alir ve baslar konusmaya:
    ´Benimde bir zamanlar cok sevdigim bir dostum vardi.Islerim bozuldugunda kendisinden para istedim,bütün parasini bana verdi.Sonra ondan nisanlisini istedim üzülerek nisanlisinida verdi.Nisanlisini istememin nedeni o kadin arkadasima laik olmamasiydi(hayat kadiniydi).Kendisi cok saf oldugu icin arkadasimi o kadindan bu sekilde kurtardim.Isleri bozuldugunda gelip benden is istedi,arkadasimi kendi emrimde calistiramazdim,o yüzden is vermedim.Günün birinde karsilastigi yasli adam benim babamdi.Babam ölmek üzereydi,onu arkadasimin yanina ben gönderdim ve mirasini ona ben biraktirdim.Evine gelen dilenci kadin benim annemdi ona bakip iyi yasamasini saglamak icin gönderdim.Suanda evlenmek üzere oldugun kiside benim kiz kardesim,onu arkadasimla evlenmesini ben ikna ettim.´
    Degerli arkadaslar iste biz böyle dostuz.......

  4. #4
    V.I.Member Sparkie Avatar
    Katılım tarihi
    16.08.2002
    Nereden
    İstanbul
    Mesaj
    1.110
    Like
    1 defa

    Herhangi Bir Hikaye-3

    GERÇEK SEVGİ

    Arthur, Merlin 'in yanından ayrılmadan önce çok karamsarlaştı. Nerdeyse onbeş yaşındaydı ama diğer insanları çok az görmüştü. "Onlara katılacağın için üzgün müsün ?" diye sordu Merlin. "Her şeyden önce sen de onlardan birisin."

    Arthur uzaklara baktı. "Hüzünlüyüm ama sebebi bu değil." "Peki ne öyleyse?" "Sana bir şey sormak istiyorum ama nasıl soracağımı veya sorsam mı sormasam
    mı bilmiyorum." "Durma" Arthur kararsız bir şekilde baktı. "Bana öğrettiğin dersler hakkında değil.Ama her şeyden çok bilmek istediğim bir şey, yani bana söyler misin acaba... "Boğazı düğümlendi ve durdu. "Belki de aşık olmanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istiyorsun?"

    Arthur kafa sallayarak onayladı. Merlin 'in önsezisi ile kurtulmuş olmaktan mutluydu. Yaşlı büyücü bir süre düşündü ve "Her şeyden önce unutma ki gerçekten önemli bir şey sordun. Aşk hakkında sözlerle anlatılamayacak bir şey vardır, ama önce benimle gel" dedi.

    Arthur 'u öğle güneşinin parladığı bir açıklığa götürdü. Merlin 'in elinde güneşe doğru tuttuğu, yanan bir mum belirdi. "Yanıp yanmadığını görebiliyor musun ?" diye sordu. "Hayır" dedi Arthur. Güneş o kadar parlaktı ki mumun alevi görünmüyordu. "Ama bak" dedi Merlin. Bir pamuk parçasını muma yaklaştırdı ve pamuk hemen yanıverdi.

    "Bunun aşkla ne ilgisi var?" diye sordu Arthur, ama Merlin yanıtlamadı. Sadece yılan otunun çiçeğini alıp suyundan iki damla Arthur 'un parmaklarına sıktı. "Tadına bak" dedi. Arthur yüzünü ekşitti. "Çok acı" dedi.
    Merlin çocuğu göle götürüp ellerini yıkamasını söyledi. "Şimdi suyun tadına bak" dedi. "Acılık kaldı mı?" "Hayır" dedi Arthur. "Ama bunun aşkla ne ilgisi var?" Merlin yine karşılık vermedi ve çocuğu ormanın daha da derinlerine götürdü. "Şimdi kıpırdamadan otur" dedi sessizce. Arthur söyleneni yaptı. Biraz ileriden bir fare açıklığa fırladı, ama daha hareket edemeden bir kartal fareyi kaptı ve avıyla birlikte yüksek sarp kayalıklardaki yuvasına uçtu.

    Arthur şaşkınlıkla, "Ama bana aşktan bahsedeceğini söylemiştin. Tüm bu gösterdiklerinin aşkla ne ilgisi var?" dedi.

    "Dinle" dedi ustası. "Güneşe tutulduğunda görünmeyen mum gibi egon da aşkın dayanılmaz gücünde eriyecek. Gölün suyuyla yıkandığında kaybolan acılık gibi, hayatının acılığı da aşkla karıştığında en berrak sular kadar tatlı olacak. Ve kartalın avını yakalaması gibi kendine verdiğin önem de, seni içine alan aşkın gözünde bir pırıltıdan ibaret kalacak."

    Sevginin gücü, saflığın gücüdür. Sevgi kelimesi bir çok şekillerde kullanılır ama o, büyücü için kutsal bir kelimedir, çünkü onun için sevgi, "tüm kötülükleri yok ederek sadece asıl ve gerçek olanı bırakan" demektir. "Korktuğun sürece gerçekten sevemezsin" diye uyardı Merlin. "Öfkelendiğin sürece gerçekten sevemezsin. Bencil egon var olduğu sürece gerçekten sevemezsin.

    "Peki o zaman nasıl sevebilirim ki?" dedi Arthur,korku öfke ve bencilliğin sıkça deneyimlediği şeyler olduğunu bilerek.

    "İşte işin gizemli kısmı burası" diye yanıtladı Merlin. "Saflıktan ne kadar uzak olursan ol, sevgi seni arayacak ve sen sevene kadar seninle uğraşacak."

    Sevgi, kötülükleri ortadan kaldırmak için hep işbaşındadır. Sevgisiz insan diye bir şey yoktur ; yalnızca, sevginin gücünü hissedemeyen insanlar vardır. Görünmeyen ve ebedi olan sevgi, duygu ve heyecandan öte bir şeydir ; o, hazdan ve hatta bir vecd halinden de ötedir. Büyücünün gözünde o, soluduğumuz hava, her hücredeki devinimdir. Sevgi evrensel kaynağından herşeye nüfuz eder. O, mutlak güçtür. Çünkü zor kullanmadan herşeyi kendine çeker. Sevgi, acı çekilirken bile, zihin ve ego'dan uzaklarda görevini yapar. Sevgi ile kıyaslandığında diğer tüm güç çeşitleri zayıftır.

    "Sen bir kral kadar güçlü müsün?" diye Merlin 'e sordu Arthur. "Bir kralın güçlü olduğunu nerden çıkarıyorsun?" diye karşılık verdi Merlin. "Krala gücü, her zaman ayaklanıp bu gücü geri alabilecek halkı tarafından verilir. Bu yüzden tüm krallar korku içinde yaşar bilirler ki sahip oldukları herşey ödünç alınmıştır. Ülkenin en fakir kişisi bile kraldan daha zengindir ;ta ki kral, gücünü bırakıp sevgiye teslim olana kadar."

    "Hayattaki gerçek güç içten gelir. Dünyayı sadece içten gelen sevginin ışığında görmek, zedelenmez bir huzurda korkusuz yaşamaktır."

    Sevgi ile ilgili, insanların dikkatinden kaçan birçok sır vardır. Sevilmek için önce sevmeniz gerekir. Birisinin sizi koşulsuz olarak sevdiğinden emin olmak istiyorsanız, onu koşulsuz sevmeniz gerekir. Birini sevmeyi öğrenmek için önce kendinizi sevmeniz gerekir."." Bunların çoğu açık gibi görünüyor. Peki o zaman niye böyle yapmıyoruz?"

    Büyücünün cevabı şudur: Sevgi ortaya çıkarılmalıdır ; onu reçine gibi gizleyen öfke, korku ve bencillik katmanları soyulmalıdır. Tamamıyla sevgi dolu bir hayat için şu anda sahip olduğunuz hayatı saflaştırın. Sevgiye yaklaşmanın doğru ve yanlış bir yolu yoktur. "Ümitsizce sevgiyi arayan bir insan" dedi Merlin, "ümitsizce suyu arayan balığı hatırlatır." Yaşam çok sevgisiz gibi görünebilir, ama insanı sevgiden yoksun bırakan "dışarıdaki dünya" değil, onu algılayanın gözleridir.

    Sevgiyi hayatınızın değişmez ve tam bir parçası haline getirmek istiyorsanız, önce şu an sevgi dediğiniz şeyi yeniden tanımlamanız gerekir.

    Çoğumuz sevgiyi birine duyulan çekim, önemsendiğimizi hissettiren bir beslenme kaynağı, haz ve keyif, güçlü bir his veya heyecan olarak düşünürüz. Her ne kadar bunlar sevginin birer yönüyse de, büyücü bunların en iyi ihtimalle tam olmadığını söyleyecektir.

    "Ölümlülerin tarif ettiği sevgi, zayıflayıp yok olmaya mahkumdur" dedi Merlin. "Sizin sevgi dediğiniz şey gelir ve gider. Bir arzu objesinden diğerine atlar. Arzularınız reddedildiğinde çabucak nefrete döner. Gerçek sevgi değişmez. Onun bir objeyle ilgisi yoktur ve başka bir duyguya dönüşmez, çünkü en başta o, bir duygu değildir."

    Tüm sahte sevgileri terk ettiğinizde geriye ne kalır? Yanıtı kendini kabullenmeyle ortaya çıkmaya başlar. İçsel bir güç olan sevgi önce içinizde, yine kendinize yöneltilmiş olarak belirir. "Ölümlüler sevgi için huzursuz ve endişeli bir şekilde telaşlanıp dururlar" dedi Merlin. "Sevdiklerine sahip olamazlarsa öleceklerini zannederler. Ama gerçek sevgi sizi huzursuz etmez, çünkü onun ifade edilmeye ihtiyacı yoktur. En sevilen kişi bile sizin bir parçanızdır. Başkasından alacağınızı zannettiğiniz sevgi, farkındalığınızdaki bir sınırlılığın belirtisidir. Büyücü için tüm sevgiler benlikten gelir.

    "Bu, kulağa çok bencilce geliyor" diye itiraz etti Arthur. "Benliği ego ile karıştırıyorsun, ama gerçekte benlik ruhtur" diye yanıtladı Merlin. Bencillik ise sahiplenmek, kontrol etmek ve hakim olmak isteyen ego 'dan kaynaklanır. Ego, "Seni seviyorum, çünkü sen benimsin" dediğinde sevgiden değil, üstünlük kurma ve sahiplenmekten bahseder. Gerçekten sevmeyi öğrenenler ilk önce bencilliği bırakmışlardır. İşte bundan sonra çok değişik bir deneyim başlar.

    "Peki bu nasıl bir şeydir?" diye sordu Arthur. "Bunu hiç bilebilecek miyim?"

    "Bir gün bu huzursuzca telaşın bittiğinde, ufak bir ışık göreceksin kalbinde. İlk önce bir kıvılcım büyüklüğünde olacak, sonra bir mum alevi ve nihayet cayır cayır yanan bir ateş. Sonra uyanacaksın ve bu ateş güneşi, ayı ve yıldızları kaplayacak. İşte o anda evrende sevgiden başka bir şey kalmayacak, ama yine de bunların hepsi
    kalbinde olacak."



    İnsanların gönüllerini fethetmek için en kestirme yol sevgi yoludur. Ve sevgi yolu peygamberler yoludur. Bu yolda yürüyenlerin yüzlerine kapılar kapanmaz! Ezkazârâ, birisi kapansa bile onun yerine yüzlercesi, binlercesi açılır. Bir kere de sevgi yoluyla gönüllere girildi mi, artık halledilmedik hiçbir mes'ele kalmaz.

    Ne mutlu sevgiyi kendine rehber yapıp yürüyenlere! Yazıklar olsun, ruhundaki sevgiyi sezemeyip bütün bir hayat boyu kör ve sağır yaşayan talihsizlere!

  5. #5
    V.I.Member Sparkie Avatar
    Katılım tarihi
    16.08.2002
    Nereden
    İstanbul
    Mesaj
    1.110
    Like
    1 defa

    Herhangi Bir Hikaye-4

    STANFORD

    Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift, Boston treninden inip utangaç bir tavırla rektörün bürosundan içeri girer girmez, sekreter masasından fırlayarak önlerini kesti... Öyle ya, bunlar gibi ne olduğu belirsiz taşralıların Harvard gibi üniversitede ne işleri olabilirdi?

    Adam, yavaşça rektörü görmek istediklerini söyledi. İşte bu imkansızdı.. Rektörün o gün onlara ayıracak saniyesi yoktu.. Yaşlı kadın, çekingen bir tavırla; "Bekleriz" diye mırıldandı... Nasıl olsa bir süre sonra sıkılıp gideceklerdi.. Sekreter sesini çıkarmadan masasına döndü.. Saatler geçti, yaşlı çift pes etmedi.. Sonunda sekreter, dayanamayarak yerinden kalktı. "Sadece birkaç dakika görüşseniz, yoksa gidecekleri yok" diyerek rektörü ikna ya çalıştı. Anlaşılan çare yoktu..

    Genç rektör, isteksiz bir biçimde kapıyı açtı. Sekreterin anlattığı tablo içini bulandırmıştı. Zaten taşralılardan, kaba saba köylülerden nefret ederdi. Onun gibi bir adamın ofisine gelmeye cesaret etmek, olacak şey miydi bu? Suratı asılmış, sinirleri gerilmişti.

    Yaşlı kadın hemen söze başladı. Harvard'da okuyan oğullarını bir yıl önce bir kazada kaybetmişlerdi. Oğulları, burada öyle mutlu olmuştu ki, onun anısına okul sınırları içinde bir yere, bir anıt dikmek istiyorlardı.

    Rektör, bu dokunaklı öyküden duygulanmak yerine öfkelendi. "Madam" dedi, sert bir sesle, "Biz Harvard'da okuyan ve sonra ölen herkes için bir anıt dikecek olsak, burası mezarlığa döner..."

    "Hayır, hayır" diyerek haykırdı yaşlı kadın.. "Anıt değil... Belki, Harvard'a bir bina yaptırabiliriz". Rektör, yıpranmış giysilere nefret dolu bir nazar fırlatarak, "Bina mı?" diyerek tekrarladı, "Siz bir binanın kaça mal olduğunu biliyor musunuz? Sadece son yaptığımız bölüm yedi buçuk milyon dolardan fazlasına çıktı..."

    Tartışmayı noktaladığını düşünüyordu. Artık bu ihtiyar bunaklardan kurtulabilirdi.. Yaşlı kadın, sessizce kocasına döndü: "Üniversite inşaatına başlamak için gereken para bu muymuş? Peki, biz niçin kendi üniversitemizi kurmuyoruz, o halde?" Rektör'ün yüzü karmakarışıktı.. Yaşlı adam başıyla onayladı. Bay ve bayan Leland Stanford dışarı çıktılar. Doğu California'ya, Palo Alto'ya geldiler. Ve Harvard'ın artık umursamadığı oğulları için onun adını ebediyen yaşatacak üniversiteyi kurdular.

    Amerika'nın en önemli üniversitelerinden birini STANFORD'u.

    *****

    Ayağınıza kadar gelip, sizinle görüşmek isteyen insanlara yaklaşmadan önce bir kez daha düşünmeniz dileğiyle...

  6. #6
    V.I.Member Sparkie Avatar
    Katılım tarihi
    16.08.2002
    Nereden
    İstanbul
    Mesaj
    1.110
    Like
    1 defa

    Herhangi Bir Hikaye-5

    İlginç Tez

    ABD'de Massachusetts Institute of Technology'de okuyan bir öğrencinin tanık olduğu bu öykü, bir tez çalışmasının nelere yol açacağını göstermesi açısından ilginç bir örnek oluşturuyor:

    Bir lisansüstü öğrencisi bir yaz mevsimi süresince her gün üzerine siyah-beyaz çizgili bir tişört giyerek Harvard futbol sahasına gider.15 dakika boyunca sahayı bir bastan diğer uca yürüyerek yerlere kus yemi serper. Bu arada cebinden bir hakem düdüğü çıkartıp öttürür. Yağmur, çamur demeden her gün ayni saatte aynı hareketleri törensel bir ciddiyetle yapar.

    Derken sonbahar gelir, futbol mevsimi baslar. Harvard futbol takımının ilk maçı oynanacaktır. Siyah-beyaz tişörtlü hakem başlama düdüğünü çalar ve o anda olanlar olur. Yüzlerce kuş sahaya hücum eder ve doğal olarak maç ertelenir.

    Bu arada öğrenci tezini vermiş ve mezun olmuştur.

  7. #7
    V.I.Member Sparkie Avatar
    Katılım tarihi
    16.08.2002
    Nereden
    İstanbul
    Mesaj
    1.110
    Like
    1 defa

    Herhangi Bir Hikaye-6

    Cevap

    Bir firmada yönetim, sordukları soruyu en uygun cevaplayan kişiyi ise almış. Bu soruda doğru veya yanlış cevap diye bir sey yok, sadece her ferdin nasıl cevap verdiği önemli..

    Karanlık yağmurlu bir gece, yağmur yağıyor, fırtına var, gök gürlüyor ve siz sabaha karsı 2 saatlerinde yalnız ve issiz bir yolda araba kullanıyorsunuz. Araba iki kişilik. Biraz ilerde otobüs durağında 3 kişi bekliyor.
    Birincisi bir doktor, sizi daha önce geçirdiğiniz kalp krizinden kurtarmış.
    İkinci kişi, çok yaslı ve hasta nerdeyse ölmek üzere olan birisi.
    Üçüncüsü, hayatinizin rüyası, her zaman tanışmak için can attığınız birisi.
    Hava gittikçe kötüleşiyor ve arabanızda sadece bir kişiye yer var. Soru su; Böyle bir durumda ne yapardınız?

    Soruyu iyice düşünün ve en iyi cevabi verin.


    Görüşmecilerden bazılarının cevabi söyle olmuş:
    A. Hasta adamı en yakın hastaneye götürürdüm.
    B. Doktor daha önce hayatimi kurtardığına göre onu alırdım.
    C. Manen düşünürsem tabii ki hasta adamı alırdım fakat kendi geleceğim ve hayatim için, her zaman tanışmak istediğim hayatimin rüyasını alırdım.


    Burada doğru veya yanlış cevap diye bir sey yok sadece her bir kişinin durumu algılayışı ve ele alisi var. Bu görüşmede cevapların % 90'i yaslı adamı alırdım olmuş, olmuş ama sadece bir kişiyi ise almışlar. O kişinin cevabi da şöyleymiş,



    Arabadan inip anahtarı doktora veririm, doktor benim hayatimi kurtardığı gibi yaşlı kisiyi de hastaneye yetiştirip iyileştirebilir, böylece bende hayatimin insanıyla otobüs durağında bas basa kalıp onu tanıma fırsatı elde edebilirim.

    Bu cevapla o kişi hemen ise alınmış.

    İnsanoğlu tabii olarak bencildir, bütün verilen diğer cevaplarda kimse arabasını vermeyi akil edememiş. Burada yanlış olan bir sey yok, sadece bazen düşüncelerimiz dar-görüşlü olup genelde kendimizi düşünürüz.

Reklam