Sayfa 1, toplam 4 1234 SonSon
Results 1 to 10 of 33

öğretici hikayeler " tuz ve su "

Bu sayfada Off Topic kategorisindeki Güncel forumunda öğretici hikayeler " tuz ve su " başlıklı konu tartışılıyor; Hintli bir yasli usta,ciraginin surekli herseyden sikayet etmesinden bikmisti. Bir gun ciragini tuz almaya gonderdi. Hayatindaki herseyden mutsuz olan cirak ...

  1. #1
    Cool Member kayıp Avatar
    Katılım tarihi
    07.07.2005
    Nereden
    kayboldum
    Mesaj
    425
    Like
    4 defa

    öğretici hikayeler " tuz ve su "

    Hintli bir yasli usta,ciraginin surekli herseyden sikayet etmesinden bikmisti.
    Bir gun ciragini tuz almaya gonderdi.
    Hayatindaki herseyden mutsuz olan cirak dondugunde,yasli usta ona,bir avuc tuzu, bir bardak suya atip icmesini soyledi.
    Cirak, yasli adamin soyledigini yapti
    ama icer icmez agzindakileri tukurdü.


    "Tadi nasil?" diye soran yasli adama ofkeyle
    "aci" diye cevap verdi.Usta gulerek ciragini kolundan tuttu ve disari cikardi.Sessizce az ilerdeki golun kiyisina goturdu ve ciragina bu kez de bir avuc tuzu gole atip, golden su icmesini soyledi.Soyleneni yapan cirak, agzinin kenarlarindan akan suyu koluyla silerken ayni soruyu sordu:
    "Tadi nasil?"
    "Ferahlatici" diye cevap verdi genc cirak.
    "Tuzun tadini aldin mi?" diye sordu yasli adam, "hayir" diye cevapladi ciragi.
    Bunun uzerine yasli adam,suyun yanina diz cokmus olan ciraginin yanina oturdu ve soyle dedi:


    "Yasamdaki istiraplar tuz gibidir, ne azdir, ne de cok.Istirabin miktari hep aynidir.
    Ancak bu istirabin aciligi, neyin icine konulduguna baglidir.Istirabin oldugunda yapman gereken tek sey istirap veren seyle ilgili hislerini genisletmektir.Onun icin sen de artik bardak olmayi birak,gol olmaya calis."

  2. #2
    V.I.Member Ryan_KyKlopS Avatar
    Katılım tarihi
    25.02.2005
    Nereden
    Local Area Network
    Mesaj
    1.573
    Like
    0 defa
    Alıntı kayıp tarafından iletildi.
    Hintli bir yasli usta,ciraginin surekli herseyden sikayet etmesinden bikmisti.
    Bir gun ciragini tuz almaya gonderdi.
    Hayatindaki herseyden mutsuz olan cirak dondugunde,yasli usta ona,bir avuc tuzu, bir bardak suya atip icmesini soyledi.
    Cirak, yasli adamin soyledigini yapti
    ama icer icmez agzindakileri tukurdü.


    "Tadi nasil?" diye soran yasli adama ofkeyle
    "aci" diye cevap verdi.Usta gulerek ciragini kolundan tuttu ve disari cikardi.Sessizce az ilerdeki golun kiyisina goturdu ve ciragina bu kez de bir avuc tuzu gole atip, golden su icmesini soyledi.Soyleneni yapan cirak, agzinin kenarlarindan akan suyu koluyla silerken ayni soruyu sordu:
    "Tadi nasil?"
    "Ferahlatici" diye cevap verdi genc cirak.
    "Tuzun tadini aldin mi?" diye sordu yasli adam, "hayir" diye cevapladi ciragi.
    Bunun uzerine yasli adam,suyun yanina diz cokmus olan ciraginin yanina oturdu ve soyle dedi:


    "Yasamdaki istiraplar tuz gibidir, ne azdir, ne de cok.Istirabin miktari hep aynidir.
    Ancak bu istirabin aciligi, neyin icine konulduguna baglidir.Istirabin oldugunda yapman gereken tek sey istirap veren seyle ilgili hislerini genisletmektir.Onun icin sen de artik bardak olmayi birak,gol olmaya calis."
    güzel hikaye

  3. #3
    Cool Member kayıp Avatar
    Katılım tarihi
    07.07.2005
    Nereden
    kayboldum
    Mesaj
    425
    Like
    4 defa

    Sevgi Üç Türlüdür...

    Japon düşünür Masumi Toyotome'nin sevgi üzerine söyledikleri.

    "Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor Toyotome. "Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?" diye soruyor.. Sonra anlatmaya başlıyor..

    "Sevgi üç türlüdür!.."

    Birincinin adı "Eğer" türü sevgi!..

    Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar..
    Örnekler veriyor: Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. Toyotome "En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor. Bir şarta bağlı sevgi.. Karşılık bekleyen sevgi.. "Sevenin, istediği birşeyin sağlanması karşılığı olarak vaad edilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar.. "Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı birşeykazanmaktır."

    Yazara göre evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil,hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor. Sevgi giderek nefrete dönüşüyor.

    En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile "Eğer" türüne rastlanıyor. Yazar bir örnek veriyor. Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için,çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle "Sınavları kazanamadın. Bir de utanmadan Hakone'ye gittin" diye bağırıyor. Delikanlı "Ama baba, vaktiyle sen de bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın" diyor. Baba daha çok kızarak, delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor. "Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı" diyor yazar.. "Delikanlı babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı!.."

    İnsanlar "Eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında.. "Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek, bu genç adamın yaptığı gibi, yaşamı sürdürmekle, ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir" diyor, Masumi Toyotome.. İlginç değil mi?..

    İkinci türe geçiyoruz. "Çünkü" türü sevgi..

    Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor: "Bu tür sevgide kişi, bir şey olduğu, birşeye sahip olduğu ya da birşey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır."Örnek mi?.. "Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin. (Yakışıklısın!)" "Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki.." "Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki.." "Seni seviyorum.Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki.."

    Yazar, Çünkü türü sevginin, Eğer türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. Eğer türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz, hoş birşeydir, egomuzu okşar. Bu tür, olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün, "Eğer" türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana.. İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer.
    Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfın en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler. Üstü açık BMW'si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler. "O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?" diye soruyor,Toyotome.. "Çünkü türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz" diyor.
    Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var.. Birincisi.. "Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz?" korkusu.. Tüm insanların iki yanı vardır. Biri dışa gösterdikleri.. Öteki yalnızca kendilerinin bildiği.. "İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terkederlerse" korkusu buradan doğar. İkincisi de.. "Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa.." endişesidir. Japonya'da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla parçalanmış.Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terketmiş.Daha acısı.. Aynı kentte oturan anne ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını.. Sahip olduğı sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş.. Japon yazar "Toplumlardaki sevgilerin çoğu 'Çünkü' türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür" diyor..

    Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne?.." Ve işte sevgilerin en gerçeği!..

    "Üçüncü tür sevgi benim 'Rağmen' diye adlandırdığım türdür" diyor yazar.

    Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında birşey beklenmediği için "Eğer" türü sevgiden farklı bu.. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için "Çünkü" türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan "Birşey olduğu için" değil, "Bir şey olmasına rağmen" sevilir. Güzelliğe bakar mısınız?.. Rağmen sevgi..Esmeralda, Qusimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına "rağmen" sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda'ya çingene olmasına "rağmen" tapar!.. "Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. Bunlara 'rağmen' sevilebilir. Tabii bu sevgiyle karşılaşması şartı ile.." Burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine "rağmen" olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor.

    Japon yazar "Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur" diyor. "Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir." Bunun böyle olduğundan nasıl emin?.. Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor.. "Şu soruma cevap verin" diyor. "Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz?.. Kendi kendinize 'Yaşamamın ne yararı var' diye sormaz mıydınız?.."

    Devam ediyor Toyotome.. "Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün.. Dünya birden bire başınızın üstüne çökmezmiydi?. O an yaşam size anlamsız gelmez miydi?." "Diyelim sıradan bir yaşamınız var.. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız?.." diye soruyor ve yanıtlıyor: "Böyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar."

    Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor "Rağmen" sevgiyi.. "Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni 'Rağmen' türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da birgün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır." Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome.. "Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var.. Kimsede başkasına verecek fazlası yok" diye açıklıyor.. Anlatıyor.. "Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da aynı şeyi başkasından beklemektedir."

    Peki bu dünyada sevgi ne kadar var?.. Yazara göre, açlığımızı biraz bastıracak kadar.. Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi.. Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz.. Hani nerede?.. Hepsi o..Ve asıl çarpıcı cümle en sonda..

    "Dünyadaki en büyük kıtlık, 'rağmen' türü sevginin yeterince olmayışıdır

    (copy-paste alıntıdır..)

  4. #4
    Cool Member kayıp Avatar
    Katılım tarihi
    07.07.2005
    Nereden
    kayboldum
    Mesaj
    425
    Like
    4 defa

    su

    Afrika'nin ucsuz bucaksiz topraklarinda ilkbahar yagislariyla olusup, yaz sicaginda yok olan "gecici" goller vardir. Iste bu gollerin olusumuna tanik olan yerlilerin bir sozu:

    "(golde) Sular yukselince baliklar karincalari
    yer, sular cekilince de karincalar baliklari"
    Yani ustunluk bugun karincadaysa yarin baliga gecebiliyor; ya da tam tersi... Karinca ya da balik olmanin sagladigi ustunluge sevinmek kendimizi kandirmaktan ote bir anlam tasimiyor, cunku kimin kimi
    yiyecegini gercekte "suyun hareketi" belirliyor.

  5. #5
    Cool Member kayıp Avatar
    Katılım tarihi
    07.07.2005
    Nereden
    kayboldum
    Mesaj
    425
    Like
    4 defa

    dünden hızlı mısınız?

    Her sabah bir ceylan uyanır Afrika'da.
    Kafasında tek bir düşünce vardır.
    En hızlı koşan aslandan daha hızlı koşabilmek.Yoksa aslana yem olacaktır.

    Her sabah bir aslan uyanır Afrika'da.
    Kafasında tek bir düşünce vardır.
    En yavaş koşan ceylandan daha hızlı koşabilmek.Yoksa açlıktan ölecektir. İ
    ster aslan,i ster ceylan olun hiç önemi yok.
    Yeter ki güneş doğduğunda koşuyor olmanız gerektiğini,Hem de bir önceki güncen daha hızlı koşuyor olmanız gerektiğini bilin.

    Yaşam adlı koşuyu ne kadar güzel anlatmış Afrika atasözü,Bir önceki günden daha hızlı koşmak gerekmektedir.Çünkü eğer aslansanız,Ve en yavaş koşan ceylanı bir önceki gün yakalamışsanız,Ve bugün bir ceylan yakalamak niyetindeyseniz,Artık bilmelisiniz ki en yavaş ceylan sizden daha hızlıdır,O halde düne göre hızınızı arttırmanız gerekmektedir.

    Yok eğer ceylansanız Ve henüz aslana yem olmamışsanız Hızınızı düne göre mutlaka arttırmalısınız,Çünkü sıra size gelmiş demektir.

    Yani,
    Hayat koşusunda, devam edebilmenin tek koşulu var.Dünden daha hızlı olabilmek
    Bakın bakalım şimdi kendinize,

    Ondan, şundan, bundan değil "DÜNDEN" hızlı mısınız ?

  6. #6
    Cool Member kayıp Avatar
    Katılım tarihi
    07.07.2005
    Nereden
    kayboldum
    Mesaj
    425
    Like
    4 defa

    çılgınlık

    Uzun zaman önce,
    Dünya yaratılmadan, insanlar dünyaya ayak basmadan önce,iyi huylar ve kötü
    huylar ne yapacaklarını bilemez vaziyette dolanıyorlarmış.
    Bir gün, toplanmışlar ve her zamankinden daha fazla canları sıkkın
    oturuyorlarken ;
    Saflık ortaya bir fikir atmış ;

    "Neden saklambaç 0ynamıyoruz?"
    ...Ve hepsi bu fikri beğenmiş, hemen çılgın Cilginlik, bağırmış:
    "Ben ebe olmak ve saymak istiyorum, Ben ebe olmak istiyorum!"

    ...ve başka hiç kimse Cilginligi arayacak kadar çıldırmadığı için,
    Cilginlik bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış, 1, 2, 3 ....Ve Cilginlik
    saydıkça, iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar ;
    Şefkat Ay'in boynuzuna asilmis;
    İhanet çöp yigininin icine girmis;
    Sevgi bulutlarin arasina kivrilmis;
    Yalan bir tasin altina saklanacagini soylemis ama yalan soylemis cunku
    golun dibine saklanmis;
    Tutku dunyanin merkezine gitmis;
    Para hirsi bir cuvalin icine girerken cuvali yirtmis.
    ...Ve Cilginlik saymaya devam etmis, 79, 80, 81, 82.....
    Askin disinda, butun iyi huylar ve kotu huylar o ana
    kadar zaten saklanmis, Ask, kararsiz oldugu gibi,
    nereye saklanacagini da bilmiyormus.. Bu bizi sasirtmamali
    cunku hepimiz Aski saklamanin ne kadar zor oldugunu biliriz.
    ...Ve Cilginlik 95, 96, 97... ya gelmis ve 100'e vardigi anda, Ask sicrayip
    gullerin arasina girmis ve saklanmis.
    ...Ve Cilginlik bagirmis "Onum, arkam, sagim solum sobe, geliyorum!",

    ...Ve arkasini dondugunde, ilk once Tembelliği gormus, o ayaktaymis cunku
    saklanacak enerjisi yokmus. Sonra Şefkat'I ayin boynuzunda gormus, ve
    İhaneti coplerin arasinda, Sevgiyi bulutlarin arasinda, Yalani golun
    dibinde, ve Tutkuyu dunyanin merkezinde, hepsini birer birer bulmus,
    sadece biri haric.Ve Cilginlik umutsuzluga kapilmis, en son sakli kisiyi
    bulamamis, derken Haset, Ask bulunamadigi icin haset duyarak, Cilginligin
    kulagina fisildamis ;
    "Aski bulamiyorsun cunku o gullerin arasinda saklaniyor."
    ...Ve Cilginlik catal seklinde tahta bir sopa almis, ve gullerin arasina
    cilginca saplamis, saplamis, saplamis, ta ki yurek burkan bir haykirma onu
    durdurana kadar. Ve haykiristan sonra, Ask elleriyle yuzunu kapayarak
    ortaya cikmis, parmaklarinin arasindan sicim gibi kan akiyormus,
    gozlerinden. Cilginlik Aski bulmak icin heyecandan Askin gozlerini catal
    sopa ile kor etmis...

    "Ne yaptim ben? Ne yaptim ben? Diye bagirmis. "Seni
    kor ettim. Nasil onarabilirim?"
    ...Ve Ask cevap vermis ;

    "Gozlerimi geri veremezsin. Ama benim icin bir sey yapmak istersen, benim
    kılavuzum olabilirsin."
    ...Ve o gunden beri, Askin gozu kordur ve o gunden beri Cilginlik da her
    zaman onun yanindadir..

  7. #7
    Cool Member kayıp Avatar
    Katılım tarihi
    07.07.2005
    Nereden
    kayboldum
    Mesaj
    425
    Like
    4 defa

    bilge ve köpek

    BİLGE İLE KÖPEK

    Bir bilge, bir göletin başında oturmaktadır. Susuzluktan kırılan bir köpeğin devamlı olarak gölete kadar gelip, tam su içecekken kaçması dikkatini çeker. Dikkatle izler olayı. Köpek susamıştır ama gölete geldiğinde sudaki yansımasını görüp korkmaktadır. Bu yüzden de suyu içmeden kaçmaktadır. Sonunda köpek susuzluğa dayanamayıp kendini gölete atar ve kendi yansımasını görmediği için suyu içer. O anda bilge düşünür:

    -Benim bundan öğrendiğim şu oldu,der.
    -Bir insanın istekleri ile arasındaki engel, çoğu zaman kendi içinde büyüttüğü korkulardır. Kendi içinde büyüttüğü engellerdir. İnsan bunu aşarsa, istediklerini elde edebilir.

    Ama biraz daha düşününce aslında gerçek öğrendiği şeyin bundan farklı olduğunu görür. Asıl öğrendiği şey, insanın bir bilge bile olsa bir köpekten öğrenebileceği bilginin var olduğudur. Bu yüzden ne varsa paylaş, senden de öğrenilecek bir şeyler vardır diğer insanlar için...

    Her insanın bir hikâyesi ve söyleyecek bir sözü mutlaka vardır.

  8. #8
    Cool Member kayıp Avatar
    Katılım tarihi
    07.07.2005
    Nereden
    kayboldum
    Mesaj
    425
    Like
    4 defa

    benim favori hikayem bu

    KAVANOZDAKİ TAŞLAR

    Zamanın iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman zaman kurslar
    düzenleniyor. İşte bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı öğretmen,
    çoğu hızlı mesleklerde çalışan öğrencilerine, "Haydi, küçük bir deney yapalım" demiş.


    Masanın üzerine kocaman bir kavanoz koymuş. Sonra bir torbadan irice kaya
    parçaları çıkarmış, dikkatle üst üste koyarak kavanozun içine yerleştirmiş.
    Kavanozda taş parçası için yer kalmayınca sormuş; "Kavanoz doldu mu?"
    Sınıftaki herkes, "Evet, doldu" yanıtını vermiş.


    "Demek doldu ha" demiş hoca. Hemen eğilip bir kova küçük çakıl taşı
    çıkartmış, kavanozun tepesine dökmüş. Kavanozu eline alıp sallamış, küçük
    parçalar büyük taşların sağına soluna yerleşmişler.


    Yeniden sormuş öğrencilerine; "Kavanoz doldu mu?"


    İşin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmiş olan öğrenciler; "Hayır, tam da dolmuş sayılmaz" demişler.


    "Aferin" demiş zaman kullanım hocası. Masanın altından bu kez de bir kova
    dolusu kum çıkartmış. Kumu kaya parçaları ve küçük taşların arasındaki
    bölgeler tümüyle doluncaya kadar dökmüş.
    Ve sormuş yeniden; "Kavanoz doldu mu?"


    "Hayır dolmadı" diye bağırmış öğrenciler.


    Yine "Aferin" demiş hoca. Bir sürahi su çıkarıp kavanozun içine dökmeye başlamış.


    Sormuş sonra; "Bu gördüklerinizden nasıl bir ders çıkardınız?"


    Atılgan bir öğrenci hemen fırlamış;
    '"Şu dersi çıkarttık. Günlük iş programınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman yeni işler için zaman bulabilirsiniz."


    "O da doğru ama" demiş zaman kullanma hocası; "Çıkartılması gereken asıl
    ders şu; Eğer büyük taş parçalarını baştan kavanoza koymazsanız daha sonra asla koyamazsınız."


    Ve ardından herkesin kendi kendisine sorması gereken soruyu sormuş;


    "Hayatınızdaki büyük taş parçaları hangileri, onları ilk iş olarak kavanoza koyuyor musunuz?


    Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup büyük parçaları dışarıda mı bırakıyorsunuz?"

  9. #9
    Cool Member kayıp Avatar
    Katılım tarihi
    07.07.2005
    Nereden
    kayboldum
    Mesaj
    425
    Like
    4 defa

    hikaye-6 : VASİYET

    Ölmek üzere olan yaşlı bir baba, yatağının başına üç oğlunu çağırarak onlara vasiyette bulunur:
    - Oğullarım, ben ölünce, birbirinize düşmemeniz için, size sahibi olduğum 17 deveyi paylaştırmak istiyorum. Miras olarak develerin yarısını büyük oğluma, üçte birini ortancaya, dokuzda birini ise küçük oğluma bırakıyorum.

    Babalarının ölümünden sonra, mirası babalarının vasiyeti uyarınca paylaşmak üzere kardeşler bir araya gelirler. Fakat bir türlü işin içinden çıkamazlar. Mirası babalarının istediği gibi pay edemezler. Çünkü 17 sayısı ne ikiye, ne üçe, ne de dokuza bölünebilir.
    - Bu işin üstesinden ancak köyün tecrübe ehli, yaşlı bilgesi gelir, diye düşünüp ona giderek danışırlar.

    Bilge kişi;
    - Benim bir devem var, onu da alıp yeniden hesap yapın, der. Bu cömertliğe çok şaşıran oğullar, 18 deveyi pay etmeye girişirler. Önce ikiye bölerler, büyük oğul 9 develik payını alır. Sonra üçe bölerler, çıkan 6 deveyi de ortanca oğul alır. Daha sonra dokuza böldüklerinde 2 deveyi de küçük oğul alır. Ama, bütün develeri paylaştıktan sonra ortada fazladan bir deve kalır yine ...

    Oğullar bu duruma da bir çözüm getirmesi için yeniden yaşlı bilgeye başvururlar. Bilge kişi güler ve :
    - İyi öyleyse, der. Sorununuz çözümlendiğine göre ben de devemi geri alabilirim artık.

    Bilge kişi bu hikâyede tıpkı “bilgi” gibi katalizör olarak olaya girer, çözümü sağladıktan sonra olaydan çıkar. Sorunu çözmede insanlara yardımcı olur, ama kendinden de bir şey eksilmez.

  10. #10
    Cool Member kayıp Avatar
    Katılım tarihi
    07.07.2005
    Nereden
    kayboldum
    Mesaj
    425
    Like
    4 defa

    hikaye-7 "ANLAŞILMAK"

    Bir dükkan sahibi dükkanının vitrinine üzerinde Satılık Köpek yavruları yazan bir tabela asarken, yanında küçük bir erkek çocuğu belirdi. "Köpek yavrularını kaça satıyorsunuz?" diye sordu. Adam çocuğa yavruların en az 50 dolar ettiğini söyledi. Çocuk elini cebine attı, biraz bozuk para çıkardı, dükkan sahibine bakıp "İki dolar otuz beş sentim var. Onlara bakabilir miyim?" dedi. Dükkan sahibi çocuğa gülümsedi ve bir islik çaldı. Lady adli bir köpek dükkanın içindeki kulübesinden çıkıp onlara doğru koşmaya başladı.


    Arkasında beş tane küçük yun yumağı vardı. Yavrulardan biri, diğerlerinin gerisinden topallayarak geliyordu. Bu küçük çocuğun hemen dikkatini çekti.


    "Bu yavrunun nesi var?" Dükkan sahibi "Veterinerin dediğine göre, kalçasında bir kemik eksikmiş" diye yanıt verdi. "Hep böyle topallayacakmış."

    Küçük çocuk hemen, "Onu almak istiyorum" dedi. Dükkan sahibi "Sahi mi?.. O yavruyu gerçekten istiyorsan sana bedava verebilirim" dedi.

    Çocuk dükkan sahibine yaklaştı ve öfkeyle "Onu bana bedava vermenizi istemiyorum. Bu yavru da diğer yavrular kadar değerli. Fiyatı neyse size ödeyeceğim.


    Şimdi size iki dolar otuz beş sent vereceğim, kalan parayı da ayda elli sent, elli sent ödeyeceğim!" dedi.

    Dükkan sahibi "O sakat yavruyu ne yapacaksın? O hiçbir zaman diğer köpekler gibi koşup, oynayamayacak" dedi. Küçük çocuk pantolonunun paçasını yukarı kaldırdı ve iki çelik bağla desteklenmiş eğri sol bacağını gösterdi. "Ben de pek koşamıyorum" dedi.

    "Bu yavrunun da kendini anlayacak birine ihtiyacı var."

Sayfa 1, toplam 4 1234 SonSon

Benzer Konular

  1. TUZ GÖLÜ HAKKINDA
    By ROMAZ in forum Güncel
    Cevap: 2
    Son Konu: 23-05-2005, 14:44
  2. haybeden gerçek üstü hikayeler
    By karaca in forum Güncel
    Cevap: 0
    Son Konu: 18-03-2005, 09:03
  3. Gereçek Hikayeler...
    By Yz.John MILLER in forum Güncel
    Cevap: 3
    Son Konu: 03-09-2004, 11:09
  4. Size hikayeler....
    By YoL_GezeR in forum Güncel
    Cevap: 10
    Son Konu: 22-08-2004, 15:11
  5. Cevap: 27
    Son Konu: 10-04-2004, 18:29

Reklam

<